
18 Haziran 2010 Cuma
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu

16 Aralık 2009 Çarşamba
Uykuların Doğusu
Onları görünce, ihtiyar elini hemen çekti nedense.
Çektikten sonra da, öne doğru eğik duran gövdesini doğrulttu ve şakır şakır hızlanan vagonların arkasından, kalbi onlarla birlikte gidiyormuşçasına sessizce baktı.
Aynı şekilde ben de baktım tabiî.
Hatta ben, bu tanklar, bu geniş gölgeli devasa kamyonlar, bu cipler ve askerler acaba kimin emriyle nereye götürülüyor, dedim kendi kendime. Sonra, gözlerimi gar binasındaki kalabalığın üzerinde gezdirerek, peki, bunca şey neden bu insanların dikkatini çekmiyor ve insanlar bu dehşet verici manzara karşısında neden telaşlanmıyorlar, dedim. Sonra acaba bu tanklar Ortadoğu'nun karanlığında yüzen, açlığın ve salgın hastalıkların kol gezdiği o ilacı kesilmiş yoksul şehirlere doğru mu gidiyor, dedim. Sonra, gidince kim bilir kaç evi yerle bir edip çığlık çığlığa kaç mahalleyi yıkacaklar ve o sırada yeryüzünden yükselen sesler kim bilir gökteki yıldızları nasıl sarsacak, dedim. Sonra, gacır gucur öten koca dişli paletleriyle kim bilir bu tank sürüleri yere kapaklanıp kalan pembe yanaklı kaç çocuğun üzerinden geçecek, dedim. Sonra, vagonların tepesinde uslu uslu duran bu kamyonlarla cipler de kim bilir tank ateşiyle yanıp kavrulan kaç rüyanın külleri arasında gezinecek, dedim. Sonra, acaba vagonlardaki bu askerlerden kaçı sağ salim geri dönecek ve döndüklerinde acaba tank paletlerine yapışıp kalan kanlı pürçeklerle küçücük ellerin görüntüsünü gözkapaklarının içinden nasıl silecekler, dedim.
11 Aralık 2009 Cuma
İma Edilen Yazar

15 Ekim 2009 Perşembe
Tehlikeli Oyunlar
"Ülkemizde en çok yetişen, köylüdür. Biz köylüleri çok severiz. Şehre gelirlerse onlardan kapıcı ve amele yaparız. Bu köylüleri, önce şehirlerde biraz yetiştiririz; tam olgunlaşmadan (yolda bozulmasınlar diye) başka ülkelere göndeririz. Onlar da bize döviz gönderirler. Halk müziği göndeririz; şoför plağı gönderirler, aranjman gönderirler. Azgelişmiş ülke göndeririz; yardım gönderirler. Zelzele toprak kayması, sel felaketi haberi göndeririz; çadır ve heyet gönderirler. Binbir zorlukla yetiştirdiğimiz değerler göndeririz; dış ülkelerde çalışan yabancılar istatistiği gönderirler."30 Eylül 2009 Çarşamba
Gündökümü #2
28 Eylül 2009 Pazartesi
4 Eylül 2009 Cuma
Cevdet Bey ve Oğulları
“Üç ay önce yatağa daha düşmeden, Tevfik Fikret’e, Aşiyan’a gittim. Robert Kolej’de dersteymiş. Bekledim, geldi. Ona şiirlerine hayran olduğumu, yeni bir Namık Kemal olduğunu söyledim. Bana şüpheyle baktı. Şimdi utandığım daha bir yığın övgü sözü söyledim. Avrupa’daki durumu anlattım. Burada mücadelelerin daha güçlenmesi için neler yapılması gerekir, ne düşünüyorum, onları anlattım. Bana neden Avrupa’dan geri döndüğümü sordu. Galiba beni önce polis sandı. Aldırmadım. Bütün coşkumla ona, onun şiirlerini okudum. Namık Kemal okudum. Biraz da içki içmiştim… Yokuşu çıkmaktan yorulmuştum, başım dönüyordu, sonunda coştum işte! Anlamadı. Bana evini gezdirdi, gururla planını kendi çizdiğini söyledi. Yaptığı resimleri gösteriyor. Evet, bir ihtilalci şair, her şeyi bırakıyor, resim yapıyor. Resimler: Dökülen yapraklar, bir sonbahar manzarası. Bir tabak içinde meyvalar var. İki elmayla bir portakalı bir tabağa koymuş, resmini yapmış. Bir ihtilalci bunu yapar mı? Bir ihtilalci şair bütün gün tabağa koyduğu bir portakalla iki elmaya bakıp gördüğünü çizmek için uğraşır mı? Bir ihtilalci, öteki ihtilalciye bunları mı gösterir? Ona, dedim ki : Bunları niye yapıyorsun? Daha çok şiir yaz. Bağır, haykır, herkes seni işitsin! Bağır! Ey ahali kalkın, uyanın, uyanın. Yıkılsın istibdat!”
