"Kelimeler hayatın ahengini bozarlar. Sokakta bir kedi yavrusu görürsünüz, eve alırsınız, bir ad koyarsınız, o günden itibaren bu kedi sizin için bir mesele olur. Saadet kelimesini bilmeden. Fotoğrafımız çekilirken, baloda dans ederken, yeni bir insana takdim edilirken, hemen bir tarafımızda bulduğumuz o tebessüm yok mu... Onu bir yaldız gibi bütün saadete, etrafımıza, eşyaya insanlara sürdüğümüz zaman kendimizi ne kadar mesut görürüz."
Hikâyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hikâyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Haziran 2010 Çarşamba
22 Haziran 2010 Salı
Abdullah Efendi'nin Rüyaları #2
""'Tam bir rakam olmak, tam bir rakam... Ah, ne saadet Yarabbi' diyordu. O bütün ömrünce bunun için çalışmış, hüviyeti üstünde hiçbir matematik ameliyesinin yapılmasına razı olmamıştı. Bununla beraber şimdi tam bir rakamın mevcudiyetinden de şüpheleniyordu. 'Her rakam taksim edilebilir!' diyordu ve mademki kendisi 'iki' idi. O halde onun da taksime razı olması lâzım gelirdi. Bu mülâhazaların içinden tükettiği, her türlü adedî tamamiyet ümitlerini yıkıp mahvettiği Abdullah Efendi, birdenbire kendisini son derece küçülmüş, daha doğrusu ufalanmış ve dağılmış buldu. Tıpkı çerçevesi içinde tuz buz olmuş bir aynada akseden bir vücut gibi nâmütenahi zerrelere ayrılmıştı. Bunu idrâk etmekten o kadar zavallı ve biçare idi ki artık burada, herkesin gözü önünde bulunan bu meydanda kalıp bekleyemezdi. Muhakkak bir yerde, gizli bir tarafta saklanması lâzımdı.
Bu azap ve utanma içinde bunalan Abdullah Efendi bütün muhtemel ve mümkün kesirleri toplayarak büyük bir zahmetle yerinden kalktı. En küçüğünün bile kaybolmasına razı değildi. Yavaş ve ihtiyatlı adımlarla hiçbirini düşümemeğe dikkat ederek yürüyordu. Vâkıa oldukça zor bir işti, fakat bir gece için buna katlanması lâzımdı. Fakat talih kendisine hiç yardım etmiyor, ikide bir sendeleyerek düşüyor ve sonra karanlıkta uzun uzadıya dağılan kesirlerini arıyor, çamur ve tozlarını siliyordu. Ah ne güç işti bu..."
Bu azap ve utanma içinde bunalan Abdullah Efendi bütün muhtemel ve mümkün kesirleri toplayarak büyük bir zahmetle yerinden kalktı. En küçüğünün bile kaybolmasına razı değildi. Yavaş ve ihtiyatlı adımlarla hiçbirini düşümemeğe dikkat ederek yürüyordu. Vâkıa oldukça zor bir işti, fakat bir gece için buna katlanması lâzımdı. Fakat talih kendisine hiç yardım etmiyor, ikide bir sendeleyerek düşüyor ve sonra karanlıkta uzun uzadıya dağılan kesirlerini arıyor, çamur ve tozlarını siliyordu. Ah ne güç işti bu..."
Etiketler:
Ahmet Hamdi Tanpınar,
Alıntı,
Dergah Yayınları,
Hikâyeler
Abdullah Efendi'nin Rüyaları

"Eşyanın sükûneti, değişmez manzarası onun için hayatta bir teselli bir zevk kaynağı idi. Bir insan, en yakınımız bile, çarçabuk değişebilirdi. Fakat eşya, dalgın ve daüssılalı uykularında hep aynı kalırlardı. Bir saksının, bir sedirin, bir masanın, bir duvar veya kapının değişmesi imkânsızdı. Eşyanın açık dost, her zaman için güvenilir çehreleri!.. Fakat acaba gerçekten onlar değişmez miydi?"
Etiketler:
Ahmet Hamdi Tanpınar,
Alıntı,
Dergah Yayınları,
Hikâyeler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)