Öteki Metinler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öteki Metinler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2011 Pazartesi

Öteki Metinler #5

"Önce başkaları gibi olduğumuzu öğrenmemiz gerekir. Daha sonra başkalarına ne kadar benzediğimizi, daha da sonra, başkalarına benzeyip benzemediğimizi merak ederiz. Sonunda
neden sonra, kabul etmeği öğreniriz. Ne uzun bir eğitim bu. Değil mi?" (s. 133)

Öteki Metinler #4

"Okulda, elmalarla armutları toplayamayacağımızı öğretmişlerdi. Ama yazarla yazarı karşılaştırmağı da okulda öğrettiler. Balıkların hepsini aynı biçimde pişiremeyeceğimizi ise, hiç öğretmediler." (s. 131)

Öteki Metinler #3

"Ben 'her şey elimden kaçıyor' ile 'yapmam gerek'ler arasında gitgide daha çok bocalamıyor muyum?" (s. 130)

Öteki Metinler #2

"Yazın, bizim için, okuduklarımızın, dolayısıyla da, okumadıklarımızın belirlediği bir alandır. Her okuduğumuz, okumadığımız bir başka metnin yerini alır; isterseniz şöyle de düşünebiliriz: Bir kitabı okumak, başka bir kitabı okumamaktır. Seçim olarak da vakit ayırımı olarak da... Yazın deyince anladığımız da bu sınır içerisinde oluşur. Bunları söylerken iyi kitap/kötü kitap karşıtlıklarını düşünmüyorum. İyi kitabın kokusu değişik değildir. İyi kitabı da, kötü kitabı da size başka bir kitap öğretecektir. Bu yolda fazla yürümeyelim. Ama 'yazın deyince anladığımız'ın bir başka yanı var: Okuduklarımızın belirlediği bir anlayış okuyacaklarımızı bağlayamaz. Okuduğumuz her yeni kitap, edindiğimiz ölçütleri sınayacak bir yeni yaşantıdır. 'Öyle değildir, olamaz' diyorsak, belli bir anlamda okumaktan vazgeçmişiz de haberimi yok demektir." (s. 49)

Öteki Metinler

"Çoğunluk/Azınlık durumunun, yani sayının, sayıların, göz önünde bulundurulmadığı bir durum düşünelim. Örneğin, kadın sayısının erkek sayısından 'anlam' taşımayacak ölçüde artık ya da eksik olduğu bir toplumda kadının 'eşitsizlik' durumunda olması, şy ya da bu ölçüde baskı altında tutulması, 'kadınlar'a bir azınlık 'imiş gibi' davranılması, sayı ile ilişkili bir şey değil. Erkekler de kadınlar da, buna bir 'yazgı' gözüyle bakıyorlardır; erkek doğmuş olmak birtakım üstünlükleri yanı sıra getirmektir, kadın 'yerini bilmek' zorundadır.
'Yerini bilmek' bize ipucu verebilir.
Birinin 'yerini bilmesi'ni, dolayısıyla sizin 'tam'lığınızı olduğu kadar kendi 'eksik'liğini bilmesi, kabul etmesini istiyorsanız iki şeyi 'kanıtlanmış' saymamız gerekir: Belli bir ölçüt uyarınca (bu ölçütü siz yaratıyorsunuz ama bunu, her zaman, her yerde, herkesin bilip kabul ettiği bir şey olarak gösteriyorsunuz) karşınızdakinden üstün olduğunuz; bu üstünlüğünüzün de, doğal olarak, hakkı (doğruyu, 'doğal' olanı, yetkeyi) tekelinizde bıraktığını..." (s. 35)