Lağımlaranası ya da Beyoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lağımlaranası ya da Beyoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2011 Pazartesi

Lağımlaranası ya da Beyoğlu #11

"Geçmiş değişmez,
Bir sevinçler kalır elimizde..." (s. 227)

Lağımlaranası ya da Beyoğlu #10

"Sevdiklerimizin resmini ister, yanımızda taşırken, ondan bir parça, onun kâğıda düşmüş gölgesini taşımak gibi bir ilkel büyü yoluna mı sapıyoruz yoksa doğrudan doğruya yüzünü, sevdiğimizi bildiğimiz, söylediğimiz bu insanın yüzünü unutmaktan kendimizi kurtarmak gibi çook daha gerçekçi bir davranış mı gösteriyoruz?" (s. 123)

Lağımlaranası ya da Beyoğlu #9

"İyi okur omak, çok okumuş olmak, başkalarının nasıl yazdıklarını bilmek yetmiyor, hiç yetmiyor. Her zaman bir çeşit imrenme duymuşumdur birtakım yazarlara: Hani ne okudukları sorulduğunda, bilmem ki, unutuyorum, ne bileyim ben, şairleri okurum, Amerikan (ya da Fransız) romancılarını okurum, hiç okumam, gezer, tozar, eğlenirim, çalışırım, sonra bir şey yazmak isterim, oturup azarım, okumasına okurum ama elime ne geçerse okurum diyen birtakım yazarlara... Kendini arılara benzetmek isteyen yazarlara. Bense elma kurdu, erik kurdu gibi mi semiriyorum? O da değil. Bir tek yemişe bağlanmak, hangi çiçeğe konduğunu bilmeden, bir pembesine, bir sarısına konmaktan adha iyi değil. Okuyan insan olmak daha namusluca bir iş. Üstelik okuduğunu şakaya, alaya, yalancı alçakgönüllülüğe vurmadan söylemek daha iyi."(s.116)

Lağımlaranası ya da Beyoğlu #8

"Anlayamıyorum, hem bu yıldönümü merakınız nereden ileri gelir? Sanki her olayın yıldönümü kutlanmasa olmayacak mı? İşleri yürümeyecek mi bu ülkenin? Saçma, saçma diyorum size, eski zamanda bile bugünkü kadar bir şeyleri kutlama merakı yoktu, bugün bir şeyler kutlamak için, bir şeyler kutlama fırsatını yaratmak için neredeyse geçmişte birtakım olaylar uydurmağa kalkacaklar." (s. 105)

Lağımlaranası ya da Beyoğlu #7

"Yüzleşme...
Her kitap, bir çekirdeğe ulaşma çabasıyla başlar sanıyorum. Henüz, etinin dokusu bilinmeyen, tadına bakılmamış bir düş yemişinin henüz olmayan, oluşmamış yüzeyinden -rengi bile görülmeyen yüzeyinden- içeri toplu bir iğneyle girer gibisinizdir. Sert kabuğunu delip, delinmeyeciğini umduğunuz, size karşı koyacak güçte olmasını beklediğiniz bir çekirdeğe ulaşasıya.
Çekirdeğin içi, toprağa düştüğünde hiç bilmediğiniz bir bitkiyi, bir ağacı doğurup büyütecek o çekirdek içi, sizin kaygılarınızın dışında kalır. Siz ancak bir sapın ucunda o çekirdeğin ilk düğümü çevresinde oluşacak etin yapıcısı olacaksınız. Çekirdeği bulduktan sonra, sabırlara kat kat et, tat, renk giydireceksiniz o çekirdeğe. Öyle ki kitabınız bittiğinde artık -hiç değilse sizin açınızdan- tadı, dokusu, rengi bilinen bir yemiş tutarsınız elinizde. Sonra da o yemişi atarsınız ortaya, ısıracak, gagalayacak, kemirecek birileri çıkar diye umarak.
Her kitap, sanırım, kör, kısa bir inişle uzun, zahmetli, çekirdeğin çevresinde dönenip harfe harf, sözcüğe sözcük, katmana katman katan, çekirdekten uzaklaştıkça, anlam yüklenen bir çıkışın öyküsüdür. Bir yokluk içindeki yolun bittiği yerden geriye dönerek o yolu uydurmaktır." (s. 91)

Lağımlaranası ya da Beyoğlu #6

"Ömrümüzün en güzel yılları diye bir şey yoktur gerçekte. Bir yığın küçük büyük sevinçle bir yığın büyük küçük acının bir araya gelerek yaptığı bir bileşime yıllar geçip bedenimizin gücü azaldıkça, zihin gücümüz genişlemiş gibi göründükçe, büyük işler yaptığımız, büyük mutluluklar yaşadığımız yanılsamasına kapılırız, o kadar..." (s. 78)

Lağımlaranası ya da Beyoğlu #5

"Nesnelerin yaşayanı ne kadar ilginçse, yaşayanların nesneleşmesi o kadar korkunç, o kadar tiksinç." (s. 67)

Lağımlaranası ya da Beyoğlu #4

"Geçiciliğin, geçip gidiciliğinin farkına varmak
yani yüzlerin kırışmasını, kitapların sararıp kararmasını, birkaç yıl içerisinde bir sokağın, bir semtin altının üstüne gelmesini yaşar gibi, farkına varmak
aynı zamanda, geleceğin de farkına varmak değil midir? Yeni günün, başkalığın, bizsizliğin, belki de umudun farkına varmak değil midir?" (s. 40)

Lağımlaranası ya da Beyoğlu #3

"Kendi anılarımız, başlarının bizimle ilişkili anıları... Anılardan başka bir şey değiliz. Meğer bir başka anı yumağı, yani bir çocuk, bir oğul ya da bir kız doğurmuş, doğurtmuş, büyütmüş olalım, ya da, bir yapıt bırakmış olalım ardımızda. Eylemlerimiz, zaten, anı olacaktır." (s. 38)

Lağımlaranası ya da Beyoğlu #2

"Çok sonra anlıyoruz geçiciliğin anlamını.
Önceleri günler vardır yalnız. Şu gün çamaşır yıkanır, şu gün sinemaya gidilir. O günlerin beklenişi, yılgısı ya da ödüllük niteliği yaşanarak, geçirilir öbür günler. Yazın denize gidileceğini, kışın kar bekleneceğini öğreniriz. Günün birinde de öğrenilecek her şeyi öğrendiğimize karar veririz.
Bundan böyle her şey belli bir düzen içerisinde akıp gidecekmiş gibi yaşamağa başlarız." (s. 34)

Lağımlaranası ya da Beyoğlu

"Tanrı bu taşların, avluların, merdiven boşluklarının, bodrumsu dükkânların önce kokusunu yaratmış olsa gerek. Kulları, ondan sonra taşları üst üste koydular, boşlukları ellerinden geldiğince azalttılar, daralttılar, sonra da kedileri saldılar ortalığa, diyesim geliyor. Kocamaktan yaşamağa vakit bulamayanın karşısında gençliğini, bir kişinin demek istiyorum, gençliğini, gençliği olmuş olabileceğini düşünmek, hangi babayiğidin harcı? Bu taşlar genç, bu kediler deli olmuş olamaz bir vakitler." (s. 16)