Masalın da Yırtılıverdiği Yer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Masalın da Yırtılıverdiği Yer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2011 Salı

Göçmüş Kediler Bahçesi #6

Masalın da Yırtılıverdiği Yer
"Masallar, alışılagelmiş bir düzen içinde
(gerçekte, her gün yineleyip durduğumuz birkaç devinime bile alışık olduğumuz söylenemez
ya birtakım temel olguların -kabaca da olsa- yineleyeceğini düşünegelmenin yaşamı
kolaylaştırır gibi olmasından başka bir dayanağı yoktur bu 'alışılagelmiş'in)
alışılagelmiş bir düzen içinde akıp giden yaşamın
(yaşamın inişli yokuşlu akıp gittiği imgesine gerektiğinden çok bel bağlarız, unutmamalı)
alışılagelmiş bir düzen içinde akıp giden yaşamın bir yerinde, bu düzen, bu alışılmışlık dokusunun yırtılıvermesinden ortaya çıkmıştır hep." (s. 226 - 227)

Göçmüş Kediler Bahçesi #5

Masalın da Yırtılıverdiği Yer
"Belki de en 'mutlu' masal, birbirlerine saygı duymuş, birbirlerini sevmekte gerçek eşitlik tansığına ulaşmış -ya da ulaşmağa çalışmış- sevgililerin masalı; bir araya gelmeleri için, ölmeleri, gömülmeleri gerekmiş de olsa... Öğrenilecek başlıca erdem, belki de, bu eşitliktir." (s. 218)

Göçmüş Kediler Bahçesi #4

Masalın da Yırtılıverdiği Yer
"Kedilere benzeyebilseydik keşke. Öyle diyesim geliyor sık sık, bu son yıllarda. Yaşadıkları anın iyicene farkındalar gibi. Bir şey bekliyorlarsa bir deliğin başında, onları oyalayıp oradan uzaklaştırmak pek güç. Bildikleri bir yerde bildikleri bir iş görülürken, her gün seyrettikleri, kendilerince katıldıkları (anlayamadığımız, bakarak da bir işe katılınabilldiğidir) o işe sanki ilk kez bakacaklarmış gibi uyuklamakta oldukları yerden kalkmağa üşenmeden, gidip seyrederler yapılanları... Uykularının hangi katındalarsa, o katın uykusunu yaşarlar." (s. 212 - 213)

"Ama sabah saatleri, benim kavga saatlerimdir. Beni kendimden başkası olmağa zorlayacak işleri o saatlerde bir güzel görürüm de öğleyi bulmadıkça mektup bile yazmak istemem. Dünyaya, insanlara, çevreme, her sabah yeniden uyarlamam gerekir kendimi. Konuşmak bile güç gelir. En azından, kavga etmeksizin, kırıcı olmaksızın, 'hırlamak'sızın konuşmak... Yazı işe, çok söylemişimdir, acılarımı, öfkelerimi kusmak için kullanmak isteyeceğim bir araç değil benim gözümde. Yazıyı araç diye görenlere saygı duyabilirim; ama ben, kalemi elime aldığımda, -acıların, öfkelerin tortusuyla doldursam da yazımı- dolaysız acımı, dolaysız öfkemi dökmeyeceğim diye karar verdim. Günüm öğle üzerleri başlar benim, gecenin en sessiz saatlerine dek genişleye genişleye sürer.

Ama kitapların da bir yerde bitmesi gerekir." (s. 215)