Ne Kitapsız Ne Kedisiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ne Kitapsız Ne Kedisiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Ne Kitapsız Ne Kedisiz #3

Bilge Karasu Adlı Birinin 50. Yaşı Üzerine
"Çocukluğundan beri bir oyunu oynar: Gözetlenme oyununu. Önceleri belki bir suçluluk duygusuydu bu: Kendisine dikilen göz. Tanrının, anasının, büyüklerden birinin, sevmediği birinin gözü olur, kınardı o anda yaptığını. Adı konmadan yaşanırdı bu suçluluk. Şimdi ise gerçekten bir oyun: Kimi dakikayı, 'bakan, gören varmış gibi yaşamak'... Ancak bizim baktığımız kadar bize bakıldığı, gördüğümüz kadar görüldüğümüz yanılgısından, geç, güç sıyrılıyoruz. Bizim bir çift gözümüze karışılık sayısız çift göz almaktadır çevremizi. Bu gözler, sandığımızdan çok daha sık ilişir bize. Ne ki, Karasu'nun oynadığı oyunda, gözler, artık, yapılmakta olan işi kınayacak gözler değildir; yapılmakta olan iş, 'kınanacak bir iş' değildir zaten... Karasu kendi kendine bir şeyler anlatır, gözetlenme oyunu da o sıra oynanır. Bakan göz, o anlatılanı dinlemektedir. Nasıl gözse!.." (s. 86)

Ne Kitapsız Ne Kedisiz #2

Cinayetin Azı Çoğu
"İnsanlar, şehirlerinde rahat etmek için dirim ortaklarını teker teker yok etmenin ne kadar ilkel bir 'çözüm' olduğunu, iş işten geçmeden anlayabilecekler mi? (Pencereyi gölgede mi bırakıyor? Kökler betona mı dayandı? Ağaçlar kesiliverilir. Kuduz tehlikesi artar gibi mi? Kediler köpekler fırında yakılıverilir.) Karşıdan bakanlar için şehir yaşamı bir 'kolaylıklar cenneti'dir; şehirliler, zahmetsizliğin ancak zahmetle elde edilebileceğini unutuyor mu? Öldürmekten, yok etmekten azıcı daha zahmetli çıkar yollar aramamak, uygarlığın övüncü haline mi gelecek?" (s. 52)

"Çocukların onların [hayvanların] bu yeryüzündeki ortaklarımız (yalnız doygu ortağı değil, çıkar ortağı da) olduklarını öğreteceğimize, eskinin umacıları yerine koyuyor, kendilerinden korkulacak canavarlar diye gösteriyoruz onları. Her kuşak bu 'temel' korkuyu bir sonrakine de aktarıyor. Onları sevmekle kazanılabilecek dostluğu öğreteceğimize çocuk kafalarında düşmanlıklar yaratıyoruz. Daha kötüsü, gücümüzü onlara karşı kullanmağı, ucuz, kolay üstünlükler yaşamağı pek küçük yaşta öğreniyor, öğretiyoruz. Kediden köpekten korkulur; kovmakla da kalınmaz, çığlıklar atılır (bu düşmanlık karşısında kendini koruma içgüdüsünün hâlâ sürüp gitmesine de edilmedik laf bırakılmaz!); canlıların bu yeryüzündeki dengesinden habersiz insanlar karşısında, cırnağı ile dişinden başka silahı olmayan'parya'lar yaratılır. Sonra bunlar, şu ya da bu biçimde, öldürülüverir." (s. 53)

Ne Kitapsız Ne Kedisiz

Yeni Dediğimiz Üzerine
"Kimi alanda (örneğin, bilimsel araştırmanın günlük yaşama sızıp ulaşabildiği alanı düşünelim) böyle bir yenilik sanki hep beklenmektedir. ; İster tıp ister iletişim teknolojileri söz konusu olsun, bu yeniliği yadırgayanlar, bu yenilikten tedirgin olanlar -ayrı ayrı kişi ya da çevreler de olsa, ayrı ayrı nedenlerden de olsa- seyrek görülür. Buna karşılık düşünce alanında, sanat alanında böyle bir yenilik tartışılır. Eleştirilir, övülür, yerilir. Kimi durumda da, sınırlı ölçüde (övenlerle ya da yerenlerle bir karşıtlık içinde) bilmezlikten gelinir. İster övülsün, ister yerilsin (ister bilmezden gelinsin, bile diyebiliriz sanırım) yenilik -en azından- tanınmaktadır. Bilinebildiğine, tanınabildiğine bakılırsa, bu yeni varolan ölçütlerin yardımıyla sezilebildiği, bildiklerinin yardımıyla bilmedik bir şey olduğuna karar verilebildiği için, yeni diye görülebilmektedir. Düzenin içinde yeri yoktur ama bir yer tutacağını belli etmekte, bu yerin hazırlanmasını, ayrılmasını, yaratılmasını beklemektedir." (s. 41)