Tristram Shandy Beyefendi'nin Hayatı ve Görüşleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tristram Shandy Beyefendi'nin Hayatı ve Görüşleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Tristram Shandy Beyefendi'nin Hayatı ve Görüşleri #2

"-İnsan ne tutarsız varlık! - Tedavi edilebilecek yaralarıyla yerlerde sürünüyor! - Hayatı ile bilgisi sürekli çelişki halinde! - Aklı, Tanrının ona bahşettiği bu değerli armağan - (yağlamaya değil) duyarlılığını keskinleştirmeye, acılarını çoğaltmaya ve onu bu acılar yüzünden daha kederli ve rahatsız etmeye yarıyor ancak! - Zavallı mutsuz yaratık, neden davrandığından başka türlü davranamaz ki acaba!- Sanki bu dünyada, mutsuz olması için yeterince neden yokmuş gibi, kendi iradi nedenlerini de keder deposuna katmak zorunda mı, kaçınılmaz kötülüklere karşı mücadele etmek ve bazılarına teslim olmak yerine, onda biri bir çabayla bütün bu belaları savuşturabilecekken?" (s. 214)

"Doğanın insan zihnini - yaşlı köpeklerde görülen - "yeni oyunlar öğrenmeme" gibi mutlu bir gerzeklik ve aldırmazlıkla donatılmış olması, büyük bir lütuftur." (s. 230)

"Küçük olaylar karşısında zihnin nasıl yenilgiye uğradığını gözlemlemek ilginçtir: - Bunlar gerek insanlar gerekse nesneler hakkındaki görüşlerimizi nasıl da biçimlendirip yönlendirirler, - hakkındaki görüşlerimizi nasıl da biçimlendirip yönlendirirler, - hava kadar hafif, önemsiz şeyler ruhumuza bir görüş sokup onu Euklides'in kanıtlarıyla bile sökülüp atılamayacak kadar sağlam bir şekilde yerleştirebiliyor." (s. 324)

Tristram Shandy Beyefendi'nin Hayatı ve Görüşleri


"-Benim türümdeki yazarların ressamlarla paylaştıkları ortak bir ilke vardır. -Aslında tümüyle sadık kalarak kopyalamak resimlerimizin yeterince çarpıcı olmalarını engellediğinde, bizler ehven-i şeri seçer ve güzelliği ihlal etmektense hakikati tahrif etmeyi yeğleriz." (s. 112)

"Yazı gerektiği gibi yazıldığında (yani benim yazdığım gibi yazıldığında) karşılıklı söyleşiden başka bir şey değildir. Nasıl, dostlarınızla birlikteyken hep siz konuşmazsanız, -iyi aileden, edepli bir yazar da hep kendi düşüncelerini öne sürmez. Okurun idrakına gösterebileceğimiz en gerçek saygı, bunu dostça ortadan ikiye bölmek ve ona da, sırası geldiğinde, kendi hayal edebileceği bir şeyler bırakmaktır." (s.127)

"Kelli felli tezlerden nefret ederim - dünyadaki en aptalca şeylerden biri, bir tezde kendi kavrayışınızla okurlarınızın kavrayışı arasına, sıra sıra uzun ve anlaşılmaz sözcükler dizerek varsayımınızı bulandırmaktır - oysa, çevrenize bakmış olsanız, muhtemelen konuyu derhal aydınlatacak, ayakta ya da asılı duran bir şey bulurdunuz." (s. 212)

"Ben bu ay, on iki ay öncesinden tam bir yıl daha yaşlıyım; ve gördüğünüz gibi dördüncü cildimin hemen hemen ortasına geldiğim halde - ve hayatımın ilk gününden ileri gidemediğime göre - hayatımı yazmaya başladığım günden yola çıkarsak, şu andan itibaren, fazladan üç yüz altmış dört günkü yaşamımı yazmam gerekecek; o yüzden de her yazar gibi yazdığımla birlikte ilerleyecek yerde - tam tersine, birkaç cilt geriye düşmüş bulunuyorum - eğer hayatımın her günü bunun kadar hareketli geçtiyse -neden olmasın? - Ve hayatımda olup bitenler ve görüşlerim, şimdiye kadar olduğu gibi, bu denli ayrıntılı olarak yazılmayı gerektirdiyse, kısa kesmeye ne gerek var? - Bu hızla yazarsam, yazdığımdan üç yüz altmış dört kez daha hızlı yaşamam gerekir ki, zatıâlilerinizin izniyle bundan şu sonuç çıkar: Ne kadar çok yazarsam geriye o kadar çok yazacak şey kalıyor - dolayısıyla da, zatıâlileriniz ne kadar çok okurlarsa geriye o kadar çok okuyacak şey kalacak." (s. 293)

22 Temmuz 2010 Perşembe

Herkesin Böyle Bir Amcası Olmalı...

"Peki O Zaman Konu Ne?
Romanlarda konu dışına çıkma dediğimiz yerlerde sıkılırız. Zaten sıkılmaya başladığımız andan itibaren romanın konu dışına çıktığını söyleriz kendimize. Öte yandan, romanlarda neyin sıkıcı olduğu da okurdan okura değişir. Kimi uzun doğa tasvirlerinde esnemeye başlar, kimi düğün töreninin ayrıntıları anlatıldığında, kimi yeterince sevişme olmadığı için, kimi olduğu için sıkılır, kimi nakkaşların hünerine kızar, kimi de karmaşık aile ve akrabalık ilişkilerinin renklerine girildiğinde. Zaten, bütün bu konular değil, bir romanı itici ve çekici yapan, yazarının anlatım hüneri ve usulüdür. O zaman da bir kitabın konusunun her şey olabileceğini anlarız hemen. Tristram Shandy işte böyle bir kitaptır; konusu her şeydir." (s. 9)

"Bütün büyük romanlar zaten bildiğiniz, ama o konuda büyük bir roman yazılmadığı için kabul edemediğiniz gerçekleri göstermek için yazılır." (s. 19)